+90 (212) 659 25 70
Mikro Bayi

1500 lerde İngiltere



Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı  tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu  işlerin nasıl yapıldığını düşünün.

1500 lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik  banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziranda hala   çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu  bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek  taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan  meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma  imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer  erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en  son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.  Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don t throw the baby out with the bath
water) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor,  kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası  hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün  kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler,  böcekler) çatıda  yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı  kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı  düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin  yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı  oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde  örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan  gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan  başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt  poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan  yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh)  seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam
ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı  açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak  üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki  bunun adı thresh hold (saman tutan; Türkçesi eşik)  idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı  durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her  gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave  ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek  bulunmuyordu. Akşam  yahni yenirse artıklar kazanda  bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün  tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu  yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası  sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold,  peas porridge in the pot nine days old)  tekerlemesinin  menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini  asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve  domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten  küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup  paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek (chew the fat) adı  veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler  kurşunu  çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor,  böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.  Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda  sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun  alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine  tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar  bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve  sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir  zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında tabak ağzı (trench  mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu  alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler  kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün  şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar  bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık  yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının  üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna  uyanma nöbeti deniyordu.

Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini  gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için  mezarları  kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir  kemik evine **ürüyor ve mezarı yeniden  kullanıyorlardı. Tabutlar  açıldığında her 25 tabutun  birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü.  Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna  çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu  ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar.  Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili  dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti graveyard shift  denirdi.

Bazıları zil sayesinde kurtulur (saved by the bell)  bazıları da ölü zilci (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye.




Eklenme Tarihi : 15.09.2009   Okunma Sayısı : 2432
Anahtar Kelimeler : MikroÖnceki Sayfa   Yazdır   Facebook'ta Paylaş

mikro efatura, mikro e-fatura, mikro edefter, mikro e-defter, Mikro Bayi, Mikro Bayii, Mikro v15, Mikro 15, Mikro Destek, mikro yazılım, mikro yazılım bayi, mikro yetkili satıcı, mikro bayileri, mikro programı, mikro yazılım, mikro yardım