+90 (212) 659 25 70
Mikro Bayi

Padişahın işi ne



Sultan Murad o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki birşeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. 

Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: 

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? 

- Akşam garip bir rüya gördüm. 

- Hayırdır inşallah? 

- Hayır mı şer mi öğreneceğiz. 

- Nasıl yani? 

- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. 

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. 

Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. 

Seri, kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya, Unkapanı civarında soluklanır. 

İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; 

- Kimdir bu? 

Ahali: 

- Aman hocam, ayyaşın biri işte derler. 

- Nereden biliyorsunuz? 

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... 

Bir başkası ayrıntıya girer; 

- Biliyor musunuz? der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. 

- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu cemaatte gören olmuş mu?.. 

Sonuç olarak, mahalleli çekip gider. 

Bizim tebdili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. 

Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu: 

- Nereye? 

- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı istersiniz sanırım. 

- Millet bu, çeker gider ama biz gidemeyiz. Defini tamamlamak gerek. 

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz bu vebalden. 

- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. 

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? 

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından. 

- Aman efendim, nasıl kaldırırız? 

- Basbayağı kaldırırız işte. 

- Yapmayın sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. 

- Merak etme, önce bir gasilhane bulmalıyız. 

- Şurada bir mahalle mescidi var ama... 

- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? 

- Ne bileyim, en azından Fatih Camii’nden... 

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... 

Vezir sağa sola koşturur, hemen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş, güzelleşir sanki. Bir nur aydınlanır alnında. 

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de... 

Meçhul nalıncıyı tabutlayıp, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır... 

Bir ara vezir: 

- Sultanım, der, yanlış yapıyoruz galiba... 

- Nasıl yani? der padişah... 

- Sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. 

- Öyle ya.... Sen bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. 

Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. 

Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Sanki bu vefatı bekler gibidir. 

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... 

Ağlar mı? 

Hayır. Hatıralara dalmış gibidir. Neden sonra kendine gelir ve çıkar hayal dünyasından... 

Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... 

Bizim efendi bir âlemdi... 

Akşamlara kadar nalın yapar... 

Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. 

- Niye? 

- Ümmeti Muhammed içmesin diye... 

- Hayret... 

- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlenmeniz gerek... O gider, ben menkibeler anlatırdım onlara... 

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... 

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, O hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli... 

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? 

- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya... 

Hatta bir gün, Bakasın efendi, dedim. Sen böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek, cenazen ortada kalacak... 

- Doğru 

- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kazdı bahçeye. Ama ben iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? 

- Peki o ne dedi? 

- Önce uzun uzun güldü, sonra "Allah büyüktür hatun, dedi. Padişahının işi ne?!"




Eklenme Tarihi : 11.02.2009   Okunma Sayısı : 3062
Anahtar Kelimeler : MikroÖnceki Sayfa   Yazdır   Facebook'ta Paylaş

mikro efatura, mikro e-fatura, mikro edefter, mikro e-defter, Mikro Bayi, Mikro Bayii, Mikro v15, Mikro 15, Mikro Destek, mikro yazılım, mikro yazılım bayi, mikro yetkili satıcı, mikro bayileri, mikro programı, mikro yazılım, mikro yardım